Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow ESERLERİ
Gönül İkliminde Damladan Deryaya

Damladan Deryaya“Gönül İkliminde Damladan Deryaya” başlığıyla Şebnem Dergisi sayfalarında bir silsile hâlinde yayınlanan bu roman, günümüz gençliğini özetleyen ve onun yaşayışına derinden tesir eden gerçekler etrafında kaleme alınmıştır.

Günümüz insanı, asrımızı kasıp kavuran sapık felsefelerin ve inançsızlık buhrânının neticesinde büyük bir mânevî erozyon yaşamaktadır. Toplumun zeminini kaydıran bu erozyon, cemiyeti ayakta tutan müesseseleri ve bilhassa âile yuvasını da tehdit eder vaziyete gelmiştir. Boşanmalarda görülen artış ve bilhassa mânevî boşluk içindeki genç kızlarımızın nefsânî tuzaklarda helâk olması, bu fâcianın geldiği vahim noktayı açıkça ortaya koymaktadır.

İşte bu gerçeklere tercüman olmak gâyesiyle kaleme alınan bu yazı serisinde, hayatın ve ölümün mânâsı, genç kızlarımızın ve âile hayatımızın önündeki tehlike ve bâdireler dile getirilmiştir. Toplumu bir moda hâlinde saran boş felsefeler, lüks yaşama hastalığı, eğlence adı altında yapılan çılgınlıklar, nefsânî tatminkârlık maksadıyla yapılan güç gösterileri gibi gençliği mahveden ahlâkî ve mânevî erozyona bir nebze temas edilmiş ve bazı dertlerimizin çözüm yolları gösterilmiştir.

 
Öyle Bir Rahmet Ki
Mü'minler birbirlerini, farklı bedenlerde olsalar da tek yürek halinde yaşayan bir vücudun uzuvları gibi telakki etmeye mecburdurlar. Bir uzvun acısını bütün bir vücut hissettiği gibi, din kardeşlerinin ıztırabını duymak, bütün mü'minler için bir vicdan imtihanıdır.

Zira Cenab-ı Hak, insanları birbirine muhtaç bir halde yaratmıştır. Toplumda güçlüler - kuvvetliler olduğu gibi; zayıflar, sakatlar ve muhtaçlar da daima mevcut olacaktır. Kendimize sormalıyız: "Cenab-ı Hak bu insanları niye muhtaç olarak yarattı?" Cevabıysa malum: "Muhtaç olanlar, muhtaç olmayanlar için ilahi bir emanet ve kıyamet mesuliyetidir."

Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- de, mü'minlerin birbirlerine karşı büyük mes'uliyetlerinin bulunduğunu, bir duvarın tuğlaları gibi birbirine kenetli olmaları gerektiğini, en basitinden, hissiyat derinliği ve diğergamlık itirabıyla, komşusu açken tok uyumanın İslam ahlakıyla bağdaşmadığını, velhasıl mü'minlerin birbirini yıkayan iki el gibi birbirlerine emanet olduğunu bildirmiştir.
 
Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v.) 1
Yüz yirmi dört bir peygamber ve onlardaki sayasız zuhurat ve ilahi tecelli akışları, sanki bereketli nisan bulutları gib azami derecede işba (doymuşluk) haline geldikten sonra beşeriyetin gönül toprağına mecburi bir surette boşaldı. Ve bereketli bir hidayet şeraresi halirdeki nebiler silsilesi, alemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zuhura gelmesinin adeta birer ikbal ve bahar müjdesi oldu...
Böylece bütün peygamberlerin ve insanlığın ebedi nuru olarak cihanı şereflendiren o sonsuz güneşin Mekke Devri, şirkle kirlenmiş gönülleri tevhid-i İlahi çerçevesinde yüce itikad ile temizlemek, küfürle kurumuş dalları iman ve hakikat pınarıyla yeşertmek, nefsaniyet ve zulümleri dolayısıyla ham meyve haline gelmiş beşeriyeti, ruhaniyet ve Nur-i Muhammedi ile olgunlaştırmak faaliyetiyle geçti.
O'nun zahiri terbiyesi ve batıni tesiri gönüllere öyle bir iksir oldu ki, daha evvel yarı vahşi, çoğu insanlıktan bile habersiz bir cahiliye toplumunu, insanlık tarihinin hala gıpta ettiği "sahabe" hüviyetiyle hayal edilmez bir mertebeye ulaştırdı. Onları, dünya tarihinde "fazilette zirve insanlar" haline getirdi.
Dolayısıyla adalet, merhamet, muhabbet ve iman dolu bir insanlık hususunda modern bir cahiliye devri yaşayan şu ahir zamanın, yegane kurtuluş yolu da, edebiyet güneşinin Nur-i Muhammedi'sinde tecelli eden ulvi sırlardan nasiplenebilmektir...
Şefaat yâ Rasûlallâh!..
 
Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v.) 2
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Hak katındaki kadri o kadar yücedir ki; Cenâb-ı Hak, Habîbi'ne itaati, kendine itaat saymış; O'na karşı yapılacak en küçük hürmetsizliği, amellerin boşa çıkmasına sebep kılmış ve O'na tazimi, gönüllerin takva imtihanı eylemiştir. Rasulü'ne uygunsuz hitapta bulunmayı büyük bir cehalet eseri olarak kabul etmiştir. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çokça salat ü selam getirerek O'nu hiçbir zaman gönlümüzden ve hatırımızdan çıkarmamamız gerektiğini beyan etmiştir. Hatta namaz kılarken her Tahiyyat'ta Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam vermemizi namazın vacip bir rüknü kılmıştır.
Bu derece kadri yüce olan Peygamber Sultanı'nın Medine Devri, Allah'ın dinini ikame ile geçmiştir. Gönülleri Cennet'e döndüren yüce esasları, sarsılmaz temeller üzerinde muhteşem saraylar misali inşa etmiştir. O güller gülü, Medine'de oluşturduğu münevver iklimde, hayatının sonuna kadar güzelliğin ve doğruluğu rehberi olmuş ve şerefli hayatı; her türlü yanlış, kötülük, terör ve zulme karşı mücadele içinde geçmiştir. Böylece ardında, insanlığa sonsuz kurtuluş ve vuslatın yegane yolu olan bir din, bir sırat-ı müstakim ve insanlık semasının yıldızları olan örnek bir nesil bırakmıştır. Ne mutlu dünyada, Allah Rasulü'nün izini takip ederek o sırat-ı müstakim'den, yani dosdoğru yoldan yürüyüp de ahiretteki kıldan ince sıratı geçecek olanlara!..
Acizane böyle bir saadete vesile olabilmek maksadıyla kaleme alınan bu eserde, Nebiler Nebisi'nin bütün beşeriyete numune-i imtisal ışığında ilahi tecelli akışlarıyla dolu kıssalarını bulacaksınız. Esasen O'nu tasvirde lisanlar mutlak bir acziyet içindeyken, bizim lisanımızdaki ifadesi de okyanustan bir katre misali idrakimize damlayan şebnemler mesabesindedir.
Dahîlek yâ Rasûlallâh!..
 
Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)
 
Hacc-ı Mebrûr ve Umre
Hac ve umre, gönüllerdeki imanı kemale erdiren ve mahşerin bir benzerini daha bu dünyada yaşatarak; "İlahi mahkemede hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz!" sırrına ermeye vesile olan mühim ibadetlerdir.

Nice müstesna tecellilere nailiyet kapısı olan hac ve umre ibadetleri, herkes için manevi bir arınma, durulma ve dirilme hadisesidir. Öyle ki bu ibadetler, varlık ve nefs engelinden sıyrılarak ruhani bir hayata adım atmak mahiyetindedir. Layıkıyla ifa edilen hac ve umreler, insan ruhunun asli rengini, ahengini ve iklimini bulduğu, feyz yağmurlarıyla yıkanıp arındığı, ruhaniyet tezahürleriyle dolu ibadetlerdir.
 
Huzurlu Aile Yuvası
Eserde hulasa olarak İslami ölçüler üzerinde oluşacak huzurlu bir aile için lüzumlu bilgiler yer almaktadır. Evlilikteki yüce maksatların gerçekleştirilmesi için gerekli kaide ve prensipler anlatılmış ve bunlarla ilgili gerekli açıklayıcı misaller de aktarılmıştır. Bilhassa Efendimiz -sallallahü aleyhi ve sellem- başta olmak üzere İslam büyüklerinin de hayatlarından örnekler verilmiştir. Böylece değerli okuyucularımıza daha belirgin bir görüş ve kavrayış berraklığı sağlamak maksadı, her halükarda göz önünde bulundurulmuştur.
 
İmandan İhsana Tasavvuf
İnsan, sıfat-ı ilahiyyenin kamil tecellilerine ve ilahi hitaba nail olmuş, Rabbine halife olma istidadıyla yaratılmıştır. Bu bakımdan, zübde-i alem (kainatın gözbebeği) olarak Rabbinden bir sır taşımaktadır. Dolayısıyla, işlediği günahlar, onun kıymetini ne derecede düşürürse düşürsün, özündeki değer bakidir.
Tasavvuf; bir arınma disiplini. Neş'esi sürekliliğinde gizli bir terbiye mektebi. Nefis; ancak büyük cihad ile hakkından gelebliceğimiz bir tılsımlı kuvvet. İmtihan sırrının şifresini damarlarımızda dolaştıran ecza. Tasavvuf o eczayı Hakk'ın emrine amade kılmanın okulu. Teslimiyet pınarından kana kana içmenin, imanı ihsan gibi bir yüce ufka taşımanın diğer adı. İmandan İhsana Tasavvuf adlı seçkin eser, bu yönüyle sahasında bir ilk teşkil ediyor. Tasavvuf; "dini özüne uygun bir tarzda yaşayabilme gayretidir" diyor ve onu tanıtmakla yetinmiyor. İçinize, ona doğru akıp gidecek bir sevgi tohumu ekiyor. Allah dostlarının örnek hayatlarından yaşanmış misaller sunuyor... Okudukça, içinizde bir şeylerin kıpırdadığını hissedeceksiniz.
 
Hizmet ve Adabı
Bu eserde, Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, medeniyetimizin fazilet zirvelerinden örneklerle hizmet ve adabını ele almaktadır. Gerçek bir sevginin en büyük alameti fedakarlıktır. Seven, sevdiğinin yolunda fedakarlık yapmayı, sevgisi ölçüsünde bir zevk ve vazife olarak telakki eder. Bu bakımdan mümin bir yüreğin, Yaratan'ı hürmetine bütün mahlukatı, şefkat ve merhametle kuşatıp kucaklaması icab eder Kardeşlik duygularının zayıfladığı, ictimai huzur ve sükunun kaybolduğu, kin ve husumetin çoğaldığı zamanımızda,ciddi bir infak ve hizmet seferberliğine ihtiyaç vardır. Fakat ne yazıkki bugün içinde bulunduğumuz toplumda, bir taraftan ictimai ve iktisadi buhranlar, diğer taraftan da fertlerin ekseriyetle maddeye ram olması sebebiyle en çok unutulup ihmal edilen hususların başında, dinin mali fedakarlıklarla ifa edilen yönü bulunmaktadır. Bu hususla ilgili ilk akla gelenler ise zekat-infak gibi vecibelerle, vakıf gibi şefkat müüsseseleridir.    
 
Mesnevî Deryasından Âb-ı Hayat Katreleri
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin kaleme aldığı bu eser, rûhâniyet ve huzura ihtiyaç duyan toplumumuza, Hazret-i Mevlânâ'nın Mesnevî'sinden âdeta ikinci "Bir Testi Su" makamındadır.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>


Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2008 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim